Bir iyi bir kötü haber: Amerika’daki elit üniversitelere başvuru gerçeği

Pandemi sürecinde ülke çapındaki üniversite başvurularında rekor bir artış oldu. Hemen hemen tüm elit üniversitelerin erken başvurulardaki (EA/ED) öğrenci sayısı %50 ila %60 arası artış gösterdi. Bunun temel nedeni, birçok üniversitenin SAT puanlarını “göz önüne almayacaklarını” veya “opsiyonel tutucaklarını’’ taahüt etmeleriydi. Tabii ki başvurulardaki bu anormal artış, üniversitelere kabul oranını da iki kat düşürdü.

Sürecin başında bunun koca bir yalan olduğunu danışanlarımın birçoğuna iletmiştim. Keza birkaç istisnai durum haricinde, süreç bize üniversitelerin ezici bir çoğunluğunun hala SAT puanlarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını gösterdi. Bu biraz da arz talep meselesi aslında. Birçok Asyalı öğrencim New Jersey’de ikamet etmelerine rağmen North Carolina, Florida gibi uzak eyaletlere SAT sınavına girmeye gittiler. Yani iyi öğrencilerde durum hiç değişmedi.

O zaman SAT sınavına girmeden iyi üniversitelere kimler girdi? 

Gözlemlediğim kadarıyla, bu sezonda bu işin ekmeğini iki grup yedi. Birincisi, göstermelik de olsa, Amerika’daki dezavantajlı gruplar, yani siyahi, Hispanik, Yerli Amerikalılar gibi, azınlık gruplardan seçilen öğrenciler sınavsız şekilde Ivy League üniversitelerine girdi. Bunlar asla çoğunlukta değildi tabii. İkincisi, bu üniversitelere girenler yine büyük bir çoğunlukta beyaz Amerikalı ultra zengin kişilerin çocukları oldu. Bu, onlar için yasal zeminde bu üniversitelere giriş için eşsiz bir fırsat oldu ve elit üniversitelerde yerlerini bir kez daha sağlamlaştırdılar. Bu da Amerika’nın bilinen ama hiç konuşulmayan gerçeklerinden bir tanesi. Günün sonunda her zaman beyazlar kazanır.

Peki ne yapmalı?

Amerika’da kimse kimseyi bir pozisyona karşılıksız getirmez. Bakmayın yukarıda beyazlara vurduğuma, bu gençlerin büyük bir çoğunluğu zaten çocukluklarından beri Ivy League veya o kalibredeki üniversiteler için yetiştiriliyor. Genelde CV’leri şampiyonlar ligi gibi oluyor. Mesela yaptıkları stajlar, katıldıkları araştırmalar, ürettikleri sosyal sorumluluk projeleri ile üniversiteleri cezbeden profilleri var. Bundan dolayı herhangi bir sınav opsiyonelliği durumunda, hakkaniyetlik çerçevesinden değerlendirildiğinde yine bu üniversitelere girecek kişiler bahsettiğim kitle. Bundan mütevellit, bizim öğrencilerimizin de bu CV’lerde anlatılan yol haritasını iyi okuması ve mümkün mertebe bu yolu takip etmesi gerekiyor. 

Kendi Markanızı Oluşturmak Üzerine

Nasıl bir ticari oluşumun marka değerine yatırım yapması şirketin uzun vadede başarılı olması için olmazsa olmaz bir durum ise, gençlerin de erken yaşlardan başlayarak kendi kişisel markalarını oluşturması o kadar elzem bir durumdur. Bir öğrenci kendini tanıma yolculuğuna ne kadar erken çıkarsa uzun vadede o kadar başarılı olacaktır. Keza ilerleyen yıllarda insanların başarılı olması daha da zorlaşacaktır. Yapay zekanın hayatımızda aktif rol oynaması, var olan birçok işin yerini yapay zekanın alması ve ultra kalifiye insanların dışındaki geniş insan kitlelerinin sistem dışı kalması geleceğin kaçınılmaz gerçeklerinden olacaktır. Bundan dolayı, öğrencilerin kendi markalarını oluşturmaları ve hayatı bilinçli yaşamaları gelecekleri adına varoluşsal bir önem arz etmektedir. İsterseniz bir sonraki yazıda kişisel marka nasıl oluşturulur meselesini ele alalım. Hepiniz esenlikle kalın!

 

Robert Turk
Technoprep CEO
robert@siliconelabs.com

1 thought on “Bir iyi bir kötü haber: Amerika’daki elit üniversitelere başvuru gerçeği”

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *